Takipçiler

20151116

Geri döndüm! Neler yaptım, neler ettim bu üç ayda acaba?

Neredeyse üç ay olmuş blog yazmayalı... Blog'u geçtim doğru düzgün yazı bile yazmıyorum. Fakat bugünden itibaren haftada en az üç blog yayınlamayıı planlıyorum, umarım başarabilirim. Blogun içeriği de birazcık değişecek.
Biliyorsunuz ben daha çok deneme/öykü yazıyordum,artık  öykü ve denemeleri milliyet blog'da yayınlayacağım. Burası daha çok "günlük" havasında olacak. 
Şimdi anlatmaya başlayayım bu üç ayda ne yaptım, hayatımda ne gibi değişiklikler oldu vs vs...
Aslında çok fazla şey değişti hayatımda. Her şeyden önce ben değiştim. 
Beni tanıyorsunuz artık. Ne kadar duygusal olduğumu, olaylara her zaman duygusal tarafımla baktığım için yıkıldığımı bilirsiniz. Fakat bir süredir, ne zaman çıkmaza girsem mantığımı devreye sokmayı başarıyorum. Sanırım bunda Volkan'ın çok etkisi var. Volkan kim diyeceksiniz belki. Kısaca onu da özet geçeyim ve hatta ben anlatırken siz iki ayrı kişinin nasıl bu kadar aynı olabildiğine şaşırın. :)
Volkan'la aramızda 7 yaş var. 
Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu (+),şu an bir şikette dış ticaret müdürü, blues dinleyen ve blues tarihini çok iyi bilen ve de emektar gitarıyla blues yapan (+), hayvansever, kedisever, brokolisever(+) biri.
Böyle bakıldığında: "Ortak noktalarınız var ama çokdaşeyapmamak lazım..." diyebilirsiniz. Fakat işin boyutu şurada değişiyor. Ben bir süre önce emektar parfümüm Lancome-La vie est belle'den illallah edip, Dolce&Gabbana The One Desire kullanmaya başlamıştım. Volkanla flört zamanlarımızda da konu bir şekilde koku'ya geldi. Onun da benim gibi koku hassasiyeti varmış, onda da parfüm hastalığı varmış falan. Sonra hangi parfümü kullandığını sordum ve hatta aynı saniyelerde o da bana sordu, ikimiz de D&G The One dedik. Bakın şimdi komik gelebiliyor olabilir bu durum. Ama zibilyon tane ortak özelliğin farkına vardığımız o anlarda bir de parfümün aynı olması bizi çok şaşırmıştı ve o anda ikimiz de "Sanırım bu sefer aradığımı buldum." diye geçirdik içimizden. Zaten ne olduysa parfümden sonra oldu. 
Her neyse işte, zaman geçti ve biz sevgili olduk. (Bu arada bu blog biraz uzun olacak gibi, şimdiden uyarayım da ona göre ya devam edin, ya da kaçın kurtarın kendinizi.) Tartışmalar olmadı mı, elbette oldu fakat bir şekilde üstesinden gelindi. Fakat şu bir gerçek, tartışmanın boyutu ne olursa olsun onun yanında güldüğüm kadar kimsenin yanında gülmedim. Ve hatta bir gece o kadar çok güldüm ki, 
astımım tuttu :).
Asıl anlatmak istediğim mantığımı nasıl devreye soktuğumdu. Aslında cevabı Volkan'ı anlatmaya başladığımdaki ilk satırlarda verdim.
YAŞ. 
23 yaşındayım ve erkek arkadaşınızla aranızda yedi yaş olunca ister istemez büyümek zorunda kalıyorsunuz. Büyümek derken, elbette triplerimden ve kıskançlıklarımdan hala vazgeçmedim. Yetmiş yaşına da gelsem aynı hiddetle atarım tribimi arkadaş!
Sadece, o kadar mantıklı düşünüyor ki etkilenmemek elde değil. Okulumla alakalı meselelerde özellikle, artık Volkan'a anlatsam ne yapardı diye düşünüp, mantıklı kararlar verir oldum. Büyük harflerle belirtmem gereken bi şey var SEVGİ, AŞK DEVREYE GİRİNCE MANTIK İŞLEMİYOR, O İŞİ Bİ UNUTUN. SÖZÜNÜ ETTİĞİM "MANTIK" SADECE SOSYAL HAYATIMLA VE OKULUMLA ALAKALI.
Okul demişken, bu sene kep atıyorum fakat sorun bakalım mezun olabiliyor muyum? HAYIR. Çünkü bir fransız dili ve edebiyatı öğrencisi okulunu asla zamanında bitirmez. 
Fakat başım dik bir şekilde şunu söylemeliyim ki, bu sene bir aylık Paris maceram okuluma epey katkı sağladı. (Paris Güncesi adı altında bir foto-blog yayınlayacağım yakında, orada uzun uzun anlatırım.)
Şimdi yaş 23 olunca artık etrafta "Evlenir artık, okul bitsin de bir kısmet bulur..." şeklinde laflar dolanmaya başlıyor, bir de erkek arkadaşım 30 olunca beklenti daha da büyüyor sanırım. Ki bu cümlelerden yola çıkarak size üç hafta önce yaşadıklarımı da anlatmadan olmaz.
Zaten kaç zamandır belliydi, ailesiyle tanışacaktım ama doğdu düzgün bir vakit bulamadık. (Bu arada Volkan'ın ailesi İzmit'te yaşıyor, babam da İzmit'te yaşadığı için iki haftada bir İzmit'e gitme durumum oluyor.)
Her neyse fırsat oldu, babama gittiğim bir hafta sonu ailesiyle tanışma meselesi sonunda gerçekleşti. Cuma gecesi kendimi "Prensessin Gülberk, sakin ol, çok güzelsin." şeklinde telkin ettim, cumartesi sabahı da "Hala prensessin, unutma." şeklinde uyandım, fakat gelin görün ki o prensesin elleri buz oldu, sesi titrer oldu, midesi ağrır oldu. EVET ARKADAŞLAR NEYMİŞ, STRES BİZE İYİ GELMİYORMUŞ. 
Hazırlandım bir güzel ve bir avm önünde buluştuk. Volkan'ı gördüm önce. Annesi ortalıklarda yok. Tabii ben daha da gerildim. Kafamda bin bir tilki "Acaba vaz mı geçti, tanışmak mı istemiyorlar" falanlar, filanlar... Meğer müstakbel annem avm'ye girmiş, peki neden? BANA ATKI ALMAK İÇİN. Sizce de çok ince değil mi? Yani ilk buluşmada... Ne bileyim, ben çok şaşırdım ve tabii ki çok mutlu oldum. Velhasıl, anneyle merhabalaştık arabaya bindik, babayı almaya çarşıya gittik. Tabi benim eller hala buz. Babasını da aldık ve Kartepe'de bir restorana geçtik. 
Yemek boyunca sohbet edildi, fakat ne yalan söyleyeyim babasına bayıldım. Annesi de şeker gibi kadın, elbette onu da çok sevdim ama kafamızda oluşan sert baba figüründeki gibi bir baba beklemiştim, gelin görün ki o babadan eser yok. Bal gibi, dünya tatlısı, masum masum bakan bir adam...
Çok sevdim çok. O kadar çok sevdim ki, ilk defa kendi babamdan başka adama baba demek istedim. Biraz Volkan'ın küçüklüğünden ve üniversite döneminden konuştuk, biraz arkadaşlarından, biraz benden... Yemek bitti, ailesini bıraktık, sonra da beni bıraktı eve. Tabii o gece bana uyku yoktu, bütün dedikoduları almalıydım Volkan'dan. Ne dediler, ne yaptılar, ne söylediler diye diye çocuğun başının etini yedim. SAKİN OLUN İKİSİ DE BENİ ÇOK SEVMİŞLER, HUYSUZ TARAFIMI DAHA GÖRMEDİLER ÇÜNKÜ (şeytani smiley)
Şaka şaka, korkmayın hemen. 
Sonuç olarak iki taraf da tanışmış olmaktan memnun. Ben arada annesine sufle tarifi veriyorum ve laf aramızda daha önce hiç sufle yapmadım. Ara ara facebook, instagram üzerinden birbirimizi like'lıyoruz falan. Fakat şu çok hoşuma gitti, iki gün önce İzmit'e gittim yine. Müstakbel kayınvalidem "Buralara gelmiyor mu hiç, gelince görüşelim." falan demiş. Bunu duyunca gözlerimin içi parladı ne yalan söyleyeyim... İyi bir aile, iyi bir evlat, iyi bir ilişki. Hatta buraya annemin yorumlarını da ekleyeyim (Bu arada annemle Volkan tanışıyorlar zaten, o konuya bir ara ayrıca değinirim.): Benim tek bir kızım var, onların tek bir oğlu. O benim oğlum olur, sen onların kızı olursun...
Ki benim annemden bu lafı da kolay kolay duyamazsınız. Marmara tarih çıkışlı, sosyalist bir kadından bahsediyoruz...
Epey şey oldu anlayacağınız bu üç ayda. Tatsız şeyler olmadı mı? Elbette oldu. Tatsız şeyler her zaman olur ama yaşadığım güzellikler, olumsuzlukları bir şekilde unutturdu bana.
Diyeceğim o ki, hayat sevince güzel.
Bir de şuralara üç gündür yatıp kalkıp dinlediğim Elif Çağlar coverlı şarkıyı koyayım da bitireyim bu blogu: https://www.youtube.com/watch?v=qZng8Xdk2oo

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder